DİKKAT

DİKKAT

12 Ağustos 2010 Perşembe

Ev Yapımı Meyveli Soda

12 Ağustos 2010 Perşembe
Yaz sıcakları bütün harareti ile devam ediyor. Gün boyu bu sıcaklar yüzüden hem su hem de vücudumuzun dengesinde önemli olan birçok minerali de kaybediyoruz. Hem su hem de mineral içeren tek içecek kaynağımız maden suyu var ve herkesde sade sodanın tadından pek hoşlanmıyor... Fakat meyvelilerde yapay tatlı geliyor...

Hem soda hem doğal tatlı hem de ev yapımı... Ne dersiniz?

2 kişilik

** Mineral ve C vitamini kaynağı

Malzemeler:
1,5 şişe maden suyu

2 yemek kaşığı kırmızı üzüm suyu

2 yemek kaşığı şeftali suyu

2 yemek kaşığı elma suyu

1 tatlı kaşığı limon suyu

1 yemek kaşığı bal
Yapılışı:

Katı meyve presinde önce üzümleri, daha sonra şeftaliyi ve elmayı sıkarak, 2 şer yemek kaşığı alın ve küçük bir sürahiye koyun. Üzerine, ayrı bir kapta bal eriyinceye kadar karıştırılmış bal ve limon karışımını ekleyin. Daha sonra üzerine buzdolabında iyice soğuttuğunuz maden suyunu ekleyiniz...

Afiyet olsun.

Besin öğeleri ( 1 porsiyon için):

Enerji: 50 kalori

7 yorum

Organik Beslenme: Organik Almanız Gereken 7 Besin

Organik pazarlar son zamanlarda oldukça yaygınlaştı. Aslında geçmişte herkes organik beslenirken şimdi pazarları bile ayrılır oldu. Bazı besinler varki onları illa organik pazara gidin ve alın... Alın ki daha az kimyasalı vücudunuza alın...

İşte o 7 besin:

Çilek
Elma
Böğürtlen
Kırmızı Biber
Ispanak
Vişne
Kırmızı üzüm

Daha çok yüksek antioksidan içeren besinlerdir ve elma gibi antialerjik öğeleri de organik almayılız.

Elma çok tüketilen bir besin olduğu için ve özelliklede kırmızı olan meyve ve sebzelerde daha fazla antioksidan özelliğinden yararlanabilmek içindir...

Ispanak ise çok yıkanmasına karşın üzerinde herhangi bir ilaç kullanılmışsa, çok yıkanmasına rağmen çıkmamakta ve pestisit kalıntılarını temizleyen araçlar kullanıldığında ise hasas bir sebze olduğu için vitamin ve mineral kaybetme özelliği olduğu için...

Bilginize...

4 yorum

Ramazan Davetlerini Diyetinize Uyarlayın

Ramazan ayı geldi ve yemek davetleri de arttı. Belki de bu ay hiç olmadığı kadar çok dışarıda yemek yiyeceksiniz.
İftar davetleri bizim kültürümüzün vazgeçilmezlerinden ve hatta özellikle Ramazan ayında sofraların zengin olmasına dikkat edilir.

Hem diyettesiniz hem oruç tutuyorsunuz hem de iftar yemeğine davetlisiniz... Ne yapacaksınız?

- Orucunuzu 1 adet hurma ve bol su ile açın. Hurmayı bol yememek için ardından birkaç bardak su için...

-Ardından iftariyelikler gelecektir. Tulum veya ezine, zeytin, yemişler ve pastırma genelde iftariyelikleri oluşturur. Bu bölümü atlayın...

-1 kase çorbanızı için ve hatta yanında küçük bir parça pide tüketebilirsiniz...

- Biraz ara verin... Bu arada bol su tüketin...

- Masada zeytinyağlılarda olacaktır. Ana öğün gelmeden börek ve hamurişini değilde zeytinyağlıları tabağınıza alın...

-Ana öğünde muhakkak kırmızı et ve pilav olacaktır. Pide yerseniz pilavı tüketmeyin, yemeyecekseniz tüketebilirsiniz.

-Ana öğünle bol salata tüketin ki yemek yeme hızınızı yavaşlatsın...

- Yemekle içecek olarak suyu tercih edin...

- Ardından yarım saat - 1 saat sonra tatlıyı tüketin. Muhakak tatlı gelecektir. Sütlü ise tamamı olabilir eğer şerbetli ise yarısı veya 1/3 ünü tüketmenizde fayda var. Tatlı servisi hemen oluyor ise çevrenizdekilerle sohbet ederek ve su içerek hemen tüketme modundan kaçabilirsiniz.

- Mutlaka öğünü bir kaç parçaya bölüm ve küçük aralar verin. Araları ise su ile doldurun...

-En önemlisi yavaş yemeye özen gösterin.


Hayırlı Ramazanlar...

1 yorum

Ramazan Geldi Sofralar Şenlendi

Daha önce Ramazan ayında beslenme ile ilgili bir yazı yayınlamıştım...

Bilgilerimizi tazelermek için burdan buyurun TIK TIK...

1 yorum

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Diyetisyenin Hayatımızdaki Önemi: Güzel Bir Yazı

4 Ağustos 2010 Çarşamba
Milliyet Cadde'de dün yayımlanan Dr. Hasan İnsel 'in mesleğim ile ilgili gayet açık ve anlaşılır yazdığı güzel yazısını okuyun derim ...

Bana biri “Beslenme uzmanları, diyetisyenler ne yapar?” diye sorsa, herhalde cevabım çok kısa olurdu. “İnsanları uzun ve sağlıklı yaşatırlar” derdim.

Ben yıllar önce Almanya’da dahiliye ihtisasımı yaparken, diyetisyenlerin hayatımdaki önemli rollerini kısa sürede anlamıştım. Diyetisyen bir dahiliyecinin en önemli desteğiydi. Hastaneye yatırdığımız her hastamızı muhakkak diyetisyenlerimizden biriyle görüştürürdük. Biz hastalığı nedeniyle ne tip bir beslenme gerektiğini söylerdik ve diyetisyenimiz bunu detaylı bir şekilde anlatır, kalorilerini hesaplar, yağ, protein, karbonhidrat gibi öğeleri bizim verdiğimiz kısa bilgiler üzerine planlar ve uygulatırdı. Hastalarımız taburcu olurken de, ister hastalığı nedeni ile olsun, ister hiçbir beslenme veya kilo problemi olmasın, biz son konuşmayı yapar, arkadan odaya diyetisyen girerdi, o da çıkacak olan hastaya bundan sonraki hayatında sağlıklı kalmak için nasıl beslenmesi gerektiğini anlatırdı, eline kısa notlar verirdi.

Diyaliz hastaları konusunda da diyetisyenler çok önemli rol oynardı. Diyaliz merkezimizin kendi diyetisyenleri vardı, onlar ilk günden itibaren hastaları sahiplenirlerdi. Geçenlerde hayretle bir şey duydum, eğer doğruysa, artık buradaki diyaliz merkezlerinde diyetisyenlerin bulunması zorunluluğu kaldırılıyormuş. Yani yıllar öncesinden daha da geriye gidiyoruz anlaşılan.Oralarda doktorlar yerlerine kimseyi bırakmadan muayenehanelerini kapatıp, tatile, kongreye falan gidemezlerdi. Onların üçer aylık arayla yaptıkları anlaşmalarda bakmakla sorumlu oldukları sigortalı hastaları vardı. Bizler asistanken bu uygulamaya bayılırdık. Şefimiz veya civardaki tanıdık doktorlar tatile gittiğinde, içimizden biri onların muayenehanesine vekaleten bakardı. Dönüşte de bize yüklüce bir para verirlerdi. Zaten aylık az, bu harika gelirdi. Benim vekaleten baktığım tüm muayenehanelerde diyetisyenler şeflerin sağ koluydu, biz de muayenehane düzeyinde de bu uygulamaya alışmıştık. Çoğu hastamızı, hiçbir şikayeti olmasa da, “Sağlıklı beslenmeyi öğrensinler” diye onlara gönderirdik.

Amaç sadece kilo vermek değil Geçen hafta Milliyet’te sevgili dostum Güngör Uras’ın beslenme uzmanları ile ilgili yazısı yine her yazısı gibi çok ilginçti. Araştırmış, soruşturmuş ve beslenme uzmanları konusundaki, eminim beslenme uzmanlarını da çok rahatsız eden gerçekleri ortaya koymuştu.Benim bildiğim diyetisyenler doktorların önerileri doğrultusunda, kişileri sağlıklı yaşatmak için, onlara beslenme ilmini anlatarak öğreten ve uygulatan kişilerdir. Güngör Uras’ın da yazısında önemle belirttiği gibi diyetisyenlerin bu özellikleri pek çok kişi tarafından bilinmiyor. Onlar sadece kilo verdiren kişiler olarak tanınıyor. Benim kızım Ceylan’ı 18’li yaşlardan itibaren sağlıklı ve bilinçli beslenmeyi öğrensin diye belirli aralıklarla diyetisyenlerimizle görüştürürdüm. Hiçbir kilo sorunu yoktu, olmadı da. Bugün sağlıklı yaşamın anne karnında başladığı bilimsel olarak pek çok araştırmada kanıtlandığından, keşke daha küçükken beslenmesine dikkat edip, yararlıyı, zararlıyı öğretseydim. Hatta bu günkü aklım olsaydı da, annesine de hamile olmadan önce bu bilgileri verseydim, bir diyetisyenle görüştürseydim, çok daha iyi olurdu.Bakın nasıl bitirmiş yazısını sevgili Güngör Uras, aynen aktarıyorum: “Bu yazıyı neden yazdım? Eğer zayıflamak, şişmanlamak için diyetisyene gidecekseniz, detoksa ve anti-aging’e (yaşlanmanın frenlenmesine) inanıyorsanız, mutlaka doktor gözetiminde çalışan beslenme uzmanlarına başvurunuz.” Haklıydı, bu işin doğrusu, aynen dediği gibi olmalıydı.

Diyetisyene sağlıklıyken gidin. Peki, zayıf veya şişman değilseniz, yani kiloyla ilgili bir probleminiz yoksa ve de sağlıklıysanız “Benim diyetisyenle hiç işim olmaz” mı demelisiniz?” Yahut çocuklarınız sağlıklı büyümüşlerse, onların diyetisyenle hiç işi olmamalı mı? Ben olsam doktoruma “Ben bugüne kadar sağlıklı gelmişim, bundan sonra da böyle kalmak istiyorum, ne dersiniz acaba bir diyetisyenden bana uygun sağlıklı beslenme tarzını öğreneyim mi?” diye sorar, onun önerileri doğrultusunda diyetisyene danışırdım.

Unutmayın önünüzdeki yıllarda birçok sağlık riski sizi bekliyor. Bu risklerden korunmanın en başta gelen önlemi de, bilinçli ve sağlıklı beslenmek. Beslenme uzmanlarının sadece problem olduğunda başvurulacak kişiler olmadığını, onların sağlıklıyken de başvurulacak kişiler olduklarını bilip, bu özelliklerinden yararlanmak, size uzun ve sağlıklı yıllar kazandırabilir.

1 yorum

UYARI

Bu blogun içeriği sadece bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup, herhangibir tıbbi teşhis ve tedavi özelliği taşımaz.

UYARI

Yazılarımın içeriğinin değiştilerek ya da değiştirilmeden izinsiz yayınlanamayacağını ya da alıntı yapılamayacağını ve bu uyarıyı dikkate almayanlar için hukuki işlemlerin yapılacağını önemle bildiririm.