DİKKAT

DİKKAT

9 Kasım 2009 Pazartesi

GDO lar Canavar mı?

9 Kasım 2009 Pazartesi

Evet bu ayın NTV Bilim Dergisinin ana konusu ve kapağında kullanığı konu GDO'lar. GDO gerçeği, Türkiye'de GDO, savunanlar, karşı çıkanlar (ki bence her iki tarafında düşüncelerinide okumak lazım) ve tarafsızların görüşlerine değinilmiş. Bence bu ayın sayısını kaçırmayın!

Benim dikkatimi çeken bazı cümleleri sizlerle paylaşmak istiyorum:

"GDO'lu tarım yapılan alan dünya 125 milyon hektar ve bunun 112,8 milyon hektarı ABD, Arjantin, Brezilya, Hindistan, Kanada, Çin, Paraguay ve Güney Afrika tarafından kullanılıyor.Avrupa'da ise 7 ülke GDO'lu ürün üretimi yapıyor.

Türkiye'nin toplam tarım arazisi 78 milyon hektar ve denetim eksiliğinden bunun ne kadarında GDO'lu tarım yapıldığı bilinmiyor. Yapılan bir çalışmaya göra Türkiye'de 800'e yakın gıda maddesi, genetiği değiştirilmiş bir organizma içeriyor.

Dünyada GDO'lu ürünlerin %99'unu mısır, soya, pamuk ve kanola oluşturuyor.

GDO'lu soya:Soya yağı, sucuk, salam, sosis, köfte gibi kırmızı etin olduğu ürünlerde (büyük ve küçük baş hayvan yemi olarak soya kullanıldığı için), çikolatalı ürünler, hazır çorbalar, süt tozu, et suyu tabletleri gibi...
GDO'lu mısır: GDO'lu mısırdan elde edilen nişasta bazlı tatlandırıcılar ( glikoz şurubu gibi) ve bunu içeren ürünler, gazoz, kola, meyve suyu, mısır yağı, hazır çorbalar gibi... "

Bu ayın NTV Bilim Dergisini mutlaka okuyunuz.

kaynak: NTV Bilim Kasım Sayısı Sayfa 38

0 yorum

Güzel Bir Haber: GDO'suz Mısır Var mı?


Son günlerde millet olarak GDO uzmanı olmuş durumdayız. Özellikle tv lerden (aslında benim meslek gereği uzun zamandır bildiğim) izlediğimiz kadarı ile mısır, domates, soya fasulyesi gibi besinlerin genetiği ile oynanmış. Bu sebeple sokaktan bardak mısır alamaz, hatta bu hafta pazar gördüğüm koçan mısıra korku ile yaklaşır oldum/olduk.

Geçenlerde Penguen Gıda'da bir mail geldi. Başlığı %100 Doğal %100 Yerli idi. Penguen reçel ve turşudan sonra şimdide konserve mısırı piyasaya çıkarmış. Mail da ayrıca bir nokta dikkatimi çekti. Hiç bir değiştirme yapmadan aynen cümleleri yayınlıyorum:

"Penguen Mısır ithal mısır değil. Tamamı Türkiye topraklarında yetişen tatlı mısırlardan üretilen Penguen Mısır Konservesi, tamamen katkısız aynı zamanda çok da sağlıklı…
Genetik yapısı değiştirilmiş, kısaca GDO’lu ürünleri “kesinlikle” kullanmayan Penguen Gıda, mısır konservesinde de tohumların doğal yollardan elde edilmiş olmasına çok büyük önem veriyor.
"

Yani Penguen'in mısırını içimiz rahat bir şekilde yiyebilirmişiz.

Bilginize...

0 yorum

4 Kasım 2009 Çarşamba

Uzakdoğudan Evrensel İlaç: Zencefil

4 Kasım 2009 Çarşamba

Daha önceleri her gece yatmadan önce ağzıma zorla tıkıştırılan bu bitkiyi, daha iyi araştırdıktan ve kış sezonuna girdikten sonra severek tüketiyorum.

Öncelikle hiç tüketmeyenlere ilk kez tükettiklerin tadı oldukça tuhaf ve acı gelebilir. Ama kendisi o kadar faydalıki, faydalarının öğrendikten sonra tadını hissetmeyeceksiniz bile.

Anavatanı Güneydoğu Asya olan zencefil, Afrika ve tropik iklim görülen birçok bölgede yetiştirilebilmektedir.

Ortaçağda zencefilin canlılık sağladığına inanılırmış. Eski Yunanlılarda zencefilin sindirime yardımcı olması için ekmeğe sararak tüketirlermiş.

Çin'de M.Ö. bitkilerle ilgili yazılmış ilk eser olan Pen Tsao Çung'da zencefil nezleye, ateşe, tetenaso ve cüzzama karşı önerilmiştir. Eski Hindistan'da ise zencefile "Evrensel İlaç" adı verilmiştir. Özellikle mide bulantısına ve baş dönemesine karşı kullanımı yaygındır. Zencefil günümüzde hazımsızlık, nezle, grip ve eklem iltihaplanması tedavisinde kullanılır.

Temel maddeleri olan gingerol ve shogaol karın bölgesi kramplarını rahatlatır, ateş düşürür, ağrı dindirir ve öksürüğü bastırır. Diğer bir madde olan seskuiteron yaygın bir nezle türü olan rinovirüslere karşı etkilidir. Zingibain adlı madde ise iltihap kırıcı özellik gösterir.

Marketlerin sebze-meyve reyonlarında bu bitkiyi rahatlıklar bulabilirsiniz. Kök şeklindeki farklı görüntüsü ile zaten dikkatinizi çekecektir. Ayrıca zencefili toz şeklinde de bulmak mümkün. Ama ben her zaman tazesinden yanayım.

7 yorum

25 Ekim 2009 Pazar

Ekinezya: Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin

25 Ekim 2009 Pazar
Yunanca kirpi sözcüğünden türemiştir. Büyücü Şamanları ayinlerde ellerini kaynar sulara daldırmadan önce bu bitkiyle yıkarlarmış. Amerika yerlileri yılan ve böcek sokması, diş ağrısı, yanıklar, büyümüş bezeler, nezle, baş ağrısı ve boğaz enfeksiyonları tedavisinde kullanırlarmış. 19. yüzyıl boyunca bu bitkiden antiseptik ve kan temizleyici olarak yararlanılmış.

Virüslere karşı etkisi ve yara iyileştirmedeki gücü kanıtlanmıştır. Belirsiz bir bağışıklık sistemi uyaranı olduğu düşünülmektedir. Maya enfeksiyonları, herpes uçukları ve iltihaplı hastalıklar dahil çok sayıda hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. İlaç sanayisinde kullanılmaktadır.

Piyasada daha çok poşet çay formunda bulunmasının yanı sıra bazı firmalar tarafından tablet formları da çıkarılmıştır.

kaynak: ng şifalı bitkiler eki
resim kaynak: corbis.com

4 yorum

24 Ekim 2009 Cumartesi

Dut ve Kuru Dut

24 Ekim 2009 Cumartesi
Bu sene duta oldukça doydum. Hatta hala da tüketiyorum. Sadece 3 haftalık (mayıs sonu-haziran ortası) bir süresi olan bu güzel meyveyi artık kuru olarak da yiyiyorum. Kendisi çok güzel ama kurusuda bir o kadar tatlı (hatta daha da fazla).

Dut kurusunun yapılığını bilirdim ama geçen haftalara kadar görmemiştim. Ayrancı Organik Pazar'ından Ayhan Bey'in standından aldık. Ben tadına bayıldım size de tavsiye ederim.

Besin Öğeleri (100 gram taze dut için):
Enerji: 44,5 kal
Karbonhidrat: 8,1 g
Protein: 1,3 g
Lif: 1,5 g
Folik asit: 6 mcg
C Vit: 10 mg
Potasyum: 260 mg
Demir: 1,6 mg

100 gram dut kuru için (yaklaşık rakamlar):
Enerji: 220 kal
Karbonidrat: 50 g

** Lif içeriği kuru dutun taze duta göre ~4 kat daha fazladır.
** Yine lif içeriği nedeni ile sindirimi düzenler ve barsakların düzgün çalışmasını sağlar. Yüksek miktarda tüketimlerinde ishale neden olabilir.
** Diüretik (idrar söktürücü) özelliği vardır.
** Potasyum oranın yüksekliği nedeni ile yüksek tansiyonda etkili olumlu bir rol oynayabilir.
** Yine potasyum içeriğinin fazlalığı nedeni ile böbrek hastlarına önerilmez.
** Şeker içeriğinin fazlalığından dolayı diyabetli (şeker hastalarına) bireylere önerilmez (özellikle kurusu)
** C vitamini ve folik asit içeriği ile iyi bir antioksidan kaynağı ve bağışıklık sistemi güçlendiricidir.

1 yorum

Rezz İçin: Stevia yı Nerelerden Alabiliriz?


Sevgili rezz sormuş "stevia yı nerelerden bulabiliriz?" diye.
Bende bu soruya elime yeni ulaşan gerçek stevia yapraklarının resmi ile cevap vereyim dedim. Resimdekiler orjinal, organik ve kurutulmuş stevia yaprakları. Tadları ise oldukça tatlı. Ayhan Bey'e stevia için bir kez daha teşekkür ederim.

Gelelim cevaba, bu şekilde değil ama bildiğimiz toz şeker formunda bulmak mümkün. GNC lerde, aktarlarda ve eczanelerde satılmakta. Hem kaşık formu (toz şekilde) hem de küçük tablet formu (sakkarin gibi) mevcut. Normal şekerden daha tatlı olduğu içinde daha az miktarda kullanmanız yetiyor. Bu sebeplede çok büyük ambalajlarda satılmıyor.

1 yorum

19 Ekim 2009 Pazartesi

Gripten Korunmak İçin Beslenmeye Dikkat

19 Ekim 2009 Pazartesi

Besinlerin enfeksiyon hastalıklarındaki önemi yadsınamaz boyuttadır. Kimi aşı olarak bağışıklık sistemini güçlendirir kimi ise beslenmesine dikkat eder. Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Mevsimine göre bir sürü mevye ve sebze elimizin altında. Bence öncelikli olarak besinlerin gücünü kullanmalıyız. Aşı tabiki bu tarz mevsimsel enfeksiyon hastalıklarında gerekli. Ama beslenmemize de dikkat edersek bu tarz enfeksiyon hastalıklarını en hafif şekilde atlatabiliriz.

Tabiki enfeksiyon hastalıklarında en önemli besin öğeleri vitamin ve minerallerdir. Çeşitli vitamin ve mineraller vücudumuzun bağışıklık sisteminde görevli olan asker hücreleri (lenfositler, monositler, Ig ler gibi) uyararak daha güçlü çalışmalarını sağlamaktadırlar. Fakat bunun için de oldukça bilinçli beslenmek gerekmektedir. Bazen bazıları tam tersi etkiyi de gösterebilir.

Bakalım hangileri neler yapıyor...
A vitamini: Aslında hepimiz A vitaminin havuçta en çok bulunduğunu ve gözlere çok iyi geldiğini biliyoruz. Bildiklerimize bir yenisini daha ekleyelim. A vitamini bağışıklık sistemi yanıtını arttırarak, lenfositlerin enfeksiyon odaklarına cevaplarını hızlandırır. Ayrıca yetersizliğinde de bağışıklık sistemi yanıtı azalır. Özellikle beta karoten formu (besine turuncu rengi verir) daha güçlüdür.
Kaynakları: Karaciğer, ıspanak, yumurta, havuç, kayısı, yeşi biber yüksek oranda a vitamini içerir.

E vitamini: E vitamini oldukça güçlü bir antioksidandır. Vücutta oluşan serbest radikalleri etkisiz hale getirerek hem kanser hem de enfeksiyon hastalıklarının oluşmasını engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirerek tekrar hastalıklara yakalanma oranını da azaltır.
Kaynakları: Soya yağı, bitkisel yağlar, fındık, ceviz, yeşil yapraklı sebzeler, çekirdeklerde bulunur.
C vitamini: C vitamininin bağışıklık sistemine iyi geldiğini bilmeyen yoktur. C vitamini direk olarak bu asker hücreleri etkileyerek bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Özellikle Ig leri arttırır ve makrofajların virüs/bakteriyi yok edici özelliğini direk olarak etkiler. Özellikle virüslerin etkilerini engeller.
Kaynakları: Kuşburnu, maydanoz, yeşil sivri biber, çilek, karalahana, karnabahar, portakal, kızılcık, limon gibi meyve ve sebzelerde yüksek oranda bulunur.

Folik asit: Özellikle bazı yardımcı enzimler kanalı ile asker hücrelerin yapımında önemli yeri vardır.
Kaynakları: Et, sakatatlar, yeşil yapraklı sebzeler, balık, kurubaklagiller, pirinç, bulgur, patates, havuç ve kuru meyvelerde yüksek oranda bulunur.

Selenyum: Selenmyum doğal öldürcü hücre aktivitesini arttırır ve E vitamini ile birlikte daha güçlü işlev görür.
Kaynakları: Etlerde, deniz ürünlerinde ve sakatatlarda yüksek oranda bulunur.

Çinko: Asker hücrelerden birinin yapısında bulunan önemli bir enzimin içeriğinde bulunur ve yetersizliğinde 200 den fazla enzim etkilenir. Yetersizliğinde enfeksiyon oranında büyük bir artış meydana gelir.
Kaynaklar: Et ve ürünleri, karaciğer, kurubaklagiller, mantar, bulgur, peynir, ceviz, badem, buğday.

Minerallerin birbirleri içerisindeki etkileşimden dolayı da bazı minerallerin fazla alımı bağışıklık sisteminde güçlendirici yerine düşürücü etki yapabilir. Kalsiyumun fazla alımı (günlük alınması gereken mikatarların üzerinde) hem magnezyum hem de çinkoyu etkileyerek bu minerallerin olumlu etkilerini azaltabilir.

2 yorum

12 Ekim 2009 Pazartesi

Günün Etiketi: Tadelle Çikolata

12 Ekim 2009 Pazartesi

Günün etiketinde çocukluğumun çikolatası ve uzun bir aradan sonra tekrar raflarda yerini alan "Tadelle Fındık Dolgulu Sütlü Çikolata" var.

İçindekiler: Şeker, fındık (%22), kakao yağı, kakao kitlesi, süttozu, peynir altı suyu tozu, emülgatör (soya lesitini), doğal aroma (vanilya).

** En az %30 kakao kuru maddesi içerir.
** Trans yağ içermemektedir. ** Genetiği değiştirilmemiş lesitin kullanılmıştır.

Bu etikette en çok dikkatimi çeken ve hoşuma giden yukarıda renklendirdiğim maddeler oldu. Özellikle çocukların çokça tükettiği bu gıda maddesinde bu tarz uyarıların bulunması gerekli. Hatta biraz abartayım, bu tarz çikolatalarda organik fındık ve kakao çekirdeği de kullanılabilir.

Besin Öğeleri (1pakette= 32 gram):

Enerji: 156 kal
Karbonhidrat: 16 g
Protein: 3 g
Yağ: 10 g
Doymuş yağ asitleri: 1,08 g

Ayrıca üzerinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı izni ve Gıda Kodeksine uygulunduğuna dair ibarelerde yer almakta. Son kullanma tarihi, adres, telefon numarası ve tüketici hattı da güvenilirliği arttırmaktadır.

Çikolatalarda genellikle bulunan "domuz yağı ve katkıları yoktur" ibaresi ve saklama koşulları da etikete eklenmiş.

** Özellikle kalorisinin ara öğün tüketimine uygun oluşu ve doymamış yağ asitlerinin çokluğu nedeni ile miktarını sınırlandırarak tüketebilirsiniz.

resim: kaynak

10 yorum

2 Ekim 2009 Cuma

İlginç Bir Soru

2 Ekim 2009 Cuma
Düşün aynen sigaraların üzerinde " sigara öldürür" " sigara sağlığa zararlıdır"yazdığı gibi aburcuburların üstlerinde de "bu aburcubur şişmanlatır. şişmanlık bir çok kronik hastalığa ve ölüme neden olur" veya " bu aburcuburu 2 bölüp yiyinki daha az kalori alasınız" gibi yazılar yazsa ne olur acaba?

Şimdi buda nerden çıktı diyeceksiniz. Amerika'da büyük bir firma obezitenin önüne geçmek için porsiyonları azaltma kampanyası başlatmış ve bende bunu farklı bir yayından okudum.

Obezite hızla yayılmakta. Malesef bunun farkına varamıyoruz!

3 yorum

Vejeteryan Olmak Sağlıklı mı?

Vejeteryan diyet, her yaştan ve her dönemden (hamilelik, emziklilik, menapoz gibi) kişinin benimsediği düzgün bir şekilde düzenlendiğinde oldukça sağlıklı ve aynı zamanda birçok kronik hastalığın (diyabet, kanser, kalp-damar hastalıkları gibi) önlenmesini sağlayan bir diyet türü olarak ADA tarafından onaylanmıştır.

3 tür vejeteryan diyet vardır.
Vegan: En katı türüdür. Sadece sebze meyve ve tahılları içeren diyet türü. Et türevlerini ve ürünlerini, süt ve ürünlerini, yumurtayı kesinlikle içermez. Temel protein kaynakları kurubaklagillerdir.
Lakto-ovo: Et türev ve ürünlerini kesinlikle içermez.Temel protein kaynakları süt ürünleri ve yumurtadır.
Lakto: Et türev ve ürünlerini, yumurtayı kesinlikle içermez.Temel protein kaynakları süt ürünleridir.

Omega 3 için semizotu, ceviz gibi besinleri, çinko için tohumları, kalsiyum için yeşil yapraklı sebzeler tercih edilebilir. (** yinede et ve ürünlerindeki miktarlar kadar yeterli gelmeyebilir)

ADA’nın Sağlıklı Bir Vejeteryan Diyeti İçin Önerileri:
• Diyet tam tahıllar, meyveler, sebzeler, kurubaklagiller, tohumlar, kuruyemişler ve isteğe bağlı olarak günlük süt ürünleri veya yumurta gibi protein kaynaklarını içerebilir.
• Şeker, tuz ve özellikle doymuş yağları diyette azaltın.
• Diyet sağlıklı ve organik sebze ve meyveler içerebilir.
• Süt ürünleri ve yumurta tüketen vejetaryanlar düşük yağlı sütü ürünlerini tercih edebilirler.
• Düzenli olarak vitamin B12 ve güneş ışığı sınırlı olduğu zamanlar vitamin D ek olarak alınabilir. Ayrıca omega-3, demir, çinko, kalsiyum da ek olarak alınabilir.
*ADA (American Dietetic Association)

kaynak: J Am Diet Assoc. 2009;109:1266–1282.
resim kaynak: corbis.com

0 yorum

Menapoz öncesi, sırası veya sonrası dönemde Egzersiz Yapmak kilo alınımını önler mi?

Evet.

Her yaş döneminde enerji alımının enerji harcamasından az oluşu kilo almını önlemektedir. Bu da egzersiz ve/veya yeme alışkanlıkları ile mümkün olmaktadır. Ama menapoz döneminde kadınların vücutlarında oluşan fizyolojik değişikliler özellikle östrojen azalması vücut ağırlığını düzenlemede önemli rol oynamaktadırlar. Östrojenin azalması daha çok besin tüketmeye, böylelikle daha az enerji harcamaya ve metabolik hızın azalmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu dönemde yaşa bağlı olarak azalan kas kaybı ve performans da kilo alım nedenlerinden biridir.

Kaslar dinlenme enerji harcaması için oldukça önemlidir. Ne kadar çok kayıp olursa metabolizma hızı o kadar azalır ve böylece günlük enerji harcaması da o kadar azalır. Genç bir kadın egzersiz sırasında dakikada 8-10 kal enerji harcayabiliyorken bu orta yaşlı bir kadında dakikada 6 kal’ye kadar düşmektedir. Orta yaşlı kadınların, egzersiz yapma hızlarını veya ağırlıklarını yerine yapma sürelerini uzatmaları daha uygundur.

resim kaynak: corbis.com

0 yorum

UYARI

Bu blogun içeriği sadece bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup, herhangibir tıbbi teşhis ve tedavi özelliği taşımaz.

UYARI

Yazılarımın içeriğinin değiştilerek ya da değiştirilmeden izinsiz yayınlanamayacağını ya da alıntı yapılamayacağını ve bu uyarıyı dikkate almayanlar için hukuki işlemlerin yapılacağını önemle bildiririm.