DİKKAT

DİKKAT

30 Ocak 2009 Cuma

Püf Püf

30 Ocak 2009 Cuma

Çok mu canınız tatlı istedi. Halbuki tatlı hakkınızı da daha 5 dakika önce yediniz değil mi? O zaman sıkı durun çünkü çok iyi test edilip onaylanmış bir öneri geliyor!

Şalgam!

Şalgam hafif tatlı tadı ile tatlı isteğinizi kesme de birebir :)

100 gramı 30 kalori olan bu sebze de yok yok! Kalsiyum, fosfor, potasyum, C vitamini bulunan mineraller ve vitamin. Ayrıca lif içeriğide oldukça yüksek :)

Ortalama bir adeti 150 gram olan bu sebzeyi tüm tatlı severlere öneririm.

100 gram için Besin Öğesi miktarları:

Enerji: 30 kal Protein: 1 g Yağ: 0,2 g Karbonhidrat: 6,6 g
Kalsiyum: 38 mg Fosfor: 30 mg Potasyum: 268 mg C vitamini: 36 mg

3 yorum

9 Ocak 2009 Cuma

Akşamdan Kalmak: Dünya Ne Yapıyor?

9 Ocak 2009 Cuma
Yaklaşık 4 senden beri devamlı okuduğum bir dergi “National Geographic”. Coğrafya ile bilime de yer ayırması beni daha da çok çekmiştir bu dergiye. Aslında sayısız güzellikle okuduğum bölüm var ama bu ayki sayısında ilgimi oldukça çeken değişik bir konuya yer vermiş. “Akşamdan kalmalar neler yiyerek açılıyor.”

İçki var olduğundan beri insanlar kendilerini oldukça zor frenlemişlerdir. Tüketilen aşırı miktardaki alkol birkaç saat sonra huzursuzluk, baş dönmesi, mide bulantısı, baş ağrısı gibi sonuçlar ile kendini göstermektedir. Tıbben bu durumu engelleyecek herhangi bir ilaç benim bildiğim yok. Doktorlar ise genelde aspirin, vitamin ve su diyorlar (tabiki bu ertesi sabaha yapılması gereken bir şey).

Ama dünyanın dört bir yanı farklı farklı yöntemler ile buna çare arıyorlar. Bakalım hangi ülke akşamdan kalma için neler kullanıyor.

Türkiye: Bu bütün Türkiye’de bilinir, İŞKEMBE ÇORBASI. Çorbacılar sabaha kadar açık olur. Alkol aldıktan sonra özellikle bol sarımsaklı sirkeli işkembe çorbası içilmeden eve gidilmez.

İtalya: Aslında çokta garip bir şey kullanmıyor İtalyanlar, KAHVE. İçerisindeki kafeinin beyni uyarıcı ve dikkati toplayıcı etkisini kullandıklarını düşünmekteyiz.

Çin: Asya’da genelde kullanılan hatta özellikle Çin’de yaygın olan, genişçe tarlaları olan, YEŞİL ÇAY. Çin’de alkol aldıktan sonra koyu yeşil çayın tercih edilmesi, içerisindeki güçlü antioksidan ve kafeinden kaynaklandığını düşünmekteyim.

Hollanda: Biranın ülkelerinden biri Hollanda. Bu ülkede çivi çiviyi söker anlayışı hakimmiş ki akşamdan kalma durumu için BİRA geçerli. Ben pek anlam veremedim amma bir bildikleri vardır elbet.

Meksika: Meksika deyince akla bol baharatlı ve acılı yemekler gelir. Ama sakın aklınıza acı biber gelmesin çünkü olanlar KARİDESİ tercih ediyorlar.

Danimarka: Alkol diüretiktir. Su atımı arttırır ve sizi susatır. Sodyum ve potasyum dengeleri (kandaki elektrolite dengeleri) değişir. Şimdi bunu neden anlattın demeyin. Çünkü Danimarka’da TUZ tercih ediliyor. Belki elektrolit dengelerini sağlamak için belki su kaybına karşılık daha çok su tükettirmek için belki de dünyanın en tuzlu denizi olan Batlık Deniz’i kenarında olduğu için, kim bilir!

Almanya: Almanya çok ilginç bir besin kullanıyor bunun için, RİNGA BALIĞI TURŞUSU. Ben her ne kadar anlam veremesem de şunu hatırlatmadan geçmeyeyim. Ringa balığı oldukça yağlı ve bundan kaynaklı omega-3 bakımından oldukça zengin bir balıktır.

A.B.D: DOMATES SUYU ve YUMURTA. Domates suyunun içerisindeki C vitamini yumurtanın içerisindeki demirin emilimini arttırır. Birde Amerika’da akşamdan kalmaları ayıltır.

Japonya-Polonya: İki ülkede birbirlerine yakın besinler kullanıyorlar. Biri ERİK TURŞUSU diğeri TURŞU SUYU (sırası ile). İkisi de oldukça tuzlu oldukların Danimarka ile aynı durum nedeni ile kullandıklarını düşünmekteyim.

Rusya: Rusya diğer ülkelerden farklı bir yöntem izliyor. Ne yiyiyor ne de içiyor, sadece kırbaçlıyor! Rusya’da akşamdan kalanlar saunada YAPRAKLI HUŞ AĞACI DALLARI ile kırbaçlanıp toksinlerinden arınıyormuş. Ringa balığı turşusunu tercih ederim J


5 yorum

2 Ocak 2009 Cuma

Selülit: Portakal Kabuğu ile Başımız Belada!

2 Ocak 2009 Cuma
Kadınların yarısından çoğunda görülen en yaygın problemlerden biri selülittir. Oluşmasını önlemek veya geciktirmek için ergenlik çağından itibaren dikkat edilmesi gerekmektedir. Eğer hala sizde de oluşmadı ise bu asla oluşmayacağı anlamına gelmez.


Selülitte bağ dokular arasında sıkışan yağ hücrelerinin dolaşım bozukluğu ile beraber meydana gelen ödem ile beraber oluşturduğu portakal kabuğu görünümdür. Kas dokusunu azlığı bun bağlantılı olarak gevşek bağ dokusu, alınan fazla kilolar ve dolaşım bozukluğundan kaynaklı vücutta su tutulumu başlıca nedenleridir.

Selülitte tedaviye erken evrede başlamak oldukça önemlidir. İlerlenmiş selülitin tedavisi oldukça güçtür. Henüz yüzeyde herhangi bir portakala kabuğu görünüm yok ancak elinizle sıktığınızda görünüyor ise selülitin 1. evresi başlamış demektir.

Genellikle basen ve bacak bölgesinde oluştuğu gibi bazı bayanlarda karın ve kollarda da görülebilmektedir.

Hareketsiz yaşam, fast food, stres ve cildine yeterli özeni göstermeyen kişilerde daha yaygın olarak görülmetedir.

Selülitin Sebepleri

Genetik: Kas yapısı ve cilt dokusu kişilerin genetik özelliklerine dayalıdır. Özellikle kızlar annelerine bu özellikleri ile benzerlik gösterirler. Kas ve bağ dokusu zayıf olan kadınlarda selülit daha sık görülür.

Fazla kilo: Cilt altındaki yağ hücreleri ne kadar çok yağ depolar ise selülit oluşma riski o kadar fazladır.

Beslenme: Özellikle yağ ve karbonhidrattan zengin beslenme vücuttaki yağ deposunu arttırdığı için selülit bir problem olarak karşımıza çıkar.

Durgun yaşam: Hareketsizlik kasların zayıflaması ile beraber yağdan daha fazla doku kazanımına neden olur. Selülit her ikisinin de bir sonucu olarak oluşur.

Sigara: Kılcal kan damarlarının daralmasına ve cilt altında fazla sıvı birikerek ödem oluşmasına neden olur. Portakal kabuğu görünüm böylece oluşur.

Hormon ilaçları: Hormon ilaçlarının steroid yapısından dolayı selülit oluşumuna neden olduğu söylenmektedir. Ama henüz kesin bir yanıt bulunmamıştır.

Selülit tedavisinde diyet tek başına etkili değildir. Sadece oluşumu ve ilerlemesinin engellemesinde etkilidir.

Selülitti engellemek/korunmak için yapılabilecekler:

Şeker ve şeker içeren içecek-yiyecek tüketimini azaltın.

Tuz tüketiminiz günde 1 çay kaşığını geçmesin.

Yağlı besinleri tüketmemeye çalışın, sınırlandırın. Light ürünleri tercih edin.

Kompleks karbonhidratlar olan lifli besinlerin, özellikle sebze ve meyve tüketiminizi arttırın. Koyu sarı, kırmızı (Karpuz, domates, kayısı, mango, kırmızı portakal:Likopen), siyah (üzüm:resveratrol gibi antioksidanlar ile dolaşım sistemimize OPC’s desteği, kan akışını hızlandırır)sebze ve meyvelere öncelik verin. Meyveleri yemekten en az iki saat sonra tüketin.

Kafein tüketimini azaltın. (Fazla tüketim durumunda: günlük 1 tatlı kaşığı kahve ve 2 fincan çay ile sınırlandırın)

Bol miktarda su için. (Günlük 2 veya 2,5 litre)

Alkol kullanıyor iseniz sınırlayın. Unutmayın alkolün 1 gramı 7 kaloriye eşit.

Düzenli olarak egzersiz yapın. (Özellikle basen ve bacak gölgesi için) Kas oluşumunu arttırarak cilt altı su toplanmasını azaltabilirsiniz.

Düzenli olarak masaj yaptırın. Masaj kan dolaşımını hızlandırarak portakal kabuğu görünümün azalmasına yardımcı olmaktadır.

İpuçları:

** Selülitten korunmada çinko, bakır, selenyum, C vitamini, E vitamini, bazı amino asitler etkili olabilmektedir.

** Ananas selülit oluşumunu engelleyebilen bir meyvedir. İçerisindeki bromelin adlı enzim ile bu işlevini geçekleştirir.


3 yorum

26 Aralık 2008 Cuma

Takvim Gazetesi Yazı: Folik Asit ve B12 vitamini

26 Aralık 2008 Cuma
http://www.takvim.com.tr/pap119.html adlı linkte folik asit ve http://www.takvim.com.tr/2008/12/25/pap130.html linkte B12 vitamini ile ilgili yazım dünkü takvim gazetesinde yayınlanmıştır.

0 yorum

23 Aralık 2008 Salı

Selülit Probleminiz Var mı?: Anket Değerlendirmesi

23 Aralık 2008 Salı
Kısa bir süre önce blogda yer alan bir anket sorusu olan "Selülit Probleminiz Var mı?" sonuçları gayet açık ve net.

Toplamda 35 kişinin katıldığı bu ankette cevaplar şöyle sıralanmakta.

Evet. Çok can sıkıcı: 21 kişinin katılımı ile %60
Evet. Aama göze çok batmıyor: 11 kişinin katılımı ile %32
Hayır. Ama olmasından endişeliyim: 3 kişinin katılımı ile %8

Burdan da gördüğümüz üzere selülit kadınların büyük bir kısmının muzdarip olduğu bir konu. Selülitte egzersizin olduğu kadar beslenmenin de önemi oldukça büyük. Peki selülite karşı nasıl beslenmeliyiz? Neleri uygularsak bu problemi alt edebiliriz önümüzdeki saatlerde öğreneceğiz :D

1 yorum

22 Aralık 2008 Pazartesi

Takvim Gazetesi Yazı

22 Aralık 2008 Pazartesi
Bugünkü Takvim Gazetesinde "Demir Eksiliği Anemisi" ile ilgili yazım yayınlamıştır.
İlgilenenler için : http://www.takvim.com.tr/pap117.html

0 yorum

18 Aralık 2008 Perşembe

Metabolik Sendrom Belirteçleri: Yoksa Siz Hala?

18 Aralık 2008 Perşembe

Eğer sizde aşağıdaki belirteçlerden üç veya daha fazlasına sahipseniz metabolik sendrom kapınızı çalmış hatta içeri girmiş demektir.

Abdominal obezite: Bel çevresi erkeklerde 102 cm’den büyük, kadınlarda 88 cm’den büyük.

Hipertrigliseridemi: Kan trigliseride düzeyi 150 mg/dl ve üsttü.

Düşük HDL düzeyi: Erkeklerde 40 mg/dl altında kadınlarda ise 50 mg/dl altında.

Yüksek kan glikozu (şekeri): 100 mg/dl ve üzeri.

Yüksek kan basıncı: Büyük (sistolik) 130 mm Hg ve üzeri, küçük (diastolik) 85 mm Hg ve üzeri.


0 yorum

Metabolik SENDROM: Akdeniz Diyeti


10 Aralık 2008 de çıkan bir çalışma sonucuna göre Akdeniz diyeti ile beraber tüketilen fındığın metabolik sendrom artışını azalttığı bulunmuş. Peki nasıl?

Metabolik sendrom dünyada hızla yayılmaya başlayan temel bir halk sağlığı sorunudur. Genellikle haberlerde duyarız veya okuruz “Obezite Dünyada Salgın Haline Geldi!” gibi. Aslında obezite ile beraber yaygın hale gelen obezitenin de içersinde bulunduğu ve diğer hastalıklara da zemin hazırladığı metabolik sendromdur. Metabolik sendrom yüksek kan yağı (dislipidemi), karın bölgesi yağlanması ile meydana gelen obezite, yüksek kan şekeri (hiperglisemi) ve yüksek tansiyon ile karakterize edilmektedir. Bunlar ile beraber kardiyovasküler hastalıklara yakalanma risk faktörü de artmaktadır. Yapılan bir çok epidomiyolojik araştırmada Akdeniz Diyeti’nin (yüksek oranda tekli doymamış yağ asidi içeren diyet) metabolik sendromun gelişme riskini azalttığı belirtilmektedir.

Dr. Salas-Salvado J.ve arkadaşlarının 1 yıl boyunca (2003-2004) 55-80 yaşları arasında metabolik sendrom riski altında bulunan 1224 birey üzerinde Akdeniz diyetinin ve zeytinyağının, Akdeniz diyeti ve günde 30 gram fındığın ve sadece düşük yağlı diyetin etkilerini araştırmıştır.

Çalışma sonucunda, 1 yıl sonunda metabolik sendrom görülme sıklıklarının Akdeniz diyeti ve fındık tüketenlerde %13,7 oranında, Akdeniz diyeti ve zeytinyağı tüketenlerde %6,7 oranında ve düşük yağlı diyet tüketenlerde %2,0 oranında azaldığı belirtilmiştir. Ayrıca, Akdeniz diyeti ve fındık tüketenlerde yüksek bel çevresi, yüksek trigliserit ve yüksek tansiyon görülme sıklıklarının azaldığı belirtilmiştir.

Sonuç olarak Akdeniz diyeti kadar fındık da etkili olmuştur. Unutmadan fındık da tekli doymamış yağ asitlerini içerir bilginize…


3 yorum

6 Aralık 2008 Cumartesi

Kurban Bayramı: Bayram Uyarıları

6 Aralık 2008 Cumartesi
Kurban bayramında da Ramazan bayramında olduğu gibi şeker tüketimi artmaktadır, tek bir farkla et tüketimi de oldukça fazla olmaktadır. Et ve ürünleri iyi kalite protein içermelerinin yanı sıra içerisinde bulunan demir, çinko, fosfor gibi mineraller ile B12, B1 ve A gibi vitaminlerle de besin öğesi bakımından oldukça zengindir.

Kolesterol içeriği yüksek ve sindirimi zor olduğu için özellikle obezite, hipertansiyon, kalp-damar, mide ve sindirim sistemi ile şeker (diyabet) hastası olanların kurban bayramında beslenmelerine daha özen göstermeleri gerekmektedir.

Sabah kesilen kurban etinin bir kısmı öğlene veya akşama yemek olarak pişirilmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki hayvan kesildikten hemen sonra ette ölüm katılığı dediğimiz rigor motris olayı olmaktadır. Etin en az 24-48 saat arasında dinlendirilmesi ve yumuşaması beklemelidir. Ama gelenekten olduğundan et kesilir kesilmez pişirilmekte ve sert olan et pişirilince daha da sert olmaktadır. Bu nedenle etin sindiriminde güçlük çekilmekte, midede problem yaratabilmektedir.

Etin pişiriliş şekli de oldukça önemlidir. Etlerin kızartılmaması veya kavrulmaması gerekir. Zaten mevcut yağı olan ete bir de yağ eklenerek bu işlem yapılır ise boşa kalori alımından başka bir durum olmaz. Etleri özellikle sulu ısıda haşlama şeklinde pişirmek veya sebzelerle birlikte pişirmek daha makul olur. Hem et fazla yağını pişerken salar hem de biraz da olsa yumuşar. Izgara ve fırında pişirme yöntemlerin de ise eti yakmadan pişirmeye dikkat etmeliyiz. Etin yanmış kısımlarında proteinlerde yandığı için herhangi bir besleyici özelliği olamamakla birlikte kanserojen maddeleri de içerebilmektedir.

Etin içeriğinde C ve E vitaminleri (güçlü antioksidan vitaminler) olmadığından mutlaka eti tüketirken C ve E vitamininden zengin olan sebze yemekleri, salataları tüketmeliyiz. Özellikle etteki demirin emilimini arttırmak için C vitaminine ihtiyaç duyulduğundan salata doğru tercih olabilmektedir.

Kurban bayramında bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise etin saklanması. Kısa dönemde saklayacak isek parça et şeklinde buzdolabında en fazla 2 gün, kıyma şeklinde ise 1 gün saklayabiliriz. Uzun dönemde ise eti saklarken mutlaka küçük parçalar şeklinde tek kullanımlık olarak derin dondurucuda saklamamız gerekir.

Genel olarak Kurban Bayramında dikkat etmemiz gerekenler;

1) Güne kahvaltı yaparak başlayalım.

2) Şekerlemelerden ve tatlılardan mümkün olduğunca uzak duralım veya çok az miktarda tüketmeye çalışalım.

3) Et tüketimimizi haşlanmış, ızgara veya fırında pişmiş yağsız etlerden yana kullanalım, kızartma ve kavurmadan uzak duralım.

4) Etler ile beraber mutlaka sebze yemeği veya salata tüketmeyi tercih edelim.

5) Bol bol su içelim.

6) Sakatatlardan uzak duralım.

0 yorum

1 Aralık 2008 Pazartesi

Diyette Yaşam Tarzının Önemi

1 Aralık 2008 Pazartesi
Kibrit kutuları havalarda uçuşuyor, tenis topları bir oraya bir buraya kaçıyor. "Neden acaba?" dememek elde değil. Eğer tam olarak uygulanamıyacaksa diyetin anlamı nerde kalıyor? Moda mı diyet yoksa gerçekten bir ihtiyaç mı?

Soruların yanıtları gayet açık! Diyet aslında sağlık için bir ihtiyaç. Fakat yaşam tarzına uygun olmayan diyetler uygulama zorluğu ve bununla beraber motivasyon bozukluğunu beraberinde getiriyor. Diyette önemli olan sizin yaşam tarzınıza uygun diyetlerdir. Diyetin kişiye özel durumu ayrıca bundan kaynaklanmaktadır.

Bir düşünün. Diyete başlamaya karar verdiniz ve tepeden inme gibi birden hayatınızda her şey değişmeye başlıyor özelliklede alıştığınız damak zevkiniz. Bir davete gidiyorsunuz ve ikram edilenleri yiyemiyorsunuz çünkü diyet listenizde yazmıyor. Ne acı! Tabiki bir süre sonra psikoloji bozulmaya ve vücut tepki vermeye başlıyor. Yasak her zaman çekicidir!

Ama bir diğer yandan, diyet yapıyorsunuz ama istediklerinizden yiyorsunuz (porsiyon kontrolü şartı ile :) ). Karşınızda bir sürü seçeneğiniz var ve size uygun, yaşadığınız ortama uygun ve uygulanabilirliği kolay.

Kısaca şöyle söyleyeyim diyetin size özel olanı makbuldür. Bu internette her yerde olan kalorilik diyetleri geçin. Yaşam tarzınıza (çalışma koşulları, yaşama koşulları, maddiyat, çevresel faktörler) ve damak zevkinize uygun hazırlanmış diyet önce motive eder, sonra kilo vermek isteyene verdirir, almak isteyene aldırır.

Hıms diyeceksiniz ya benim damak zevkim çok sağlıksız besinlerden yana ise. Her şey yavaş yavaş olur. Belirli bir alışma süreci vardır. Sağlıklı beslenme yavaş yavaş öğrenilir.

Unutmayın sağlıklı beslenme bir yaşam tarzı olduğu müddetçe başarı gösterirsiniz ve porsiyon kontrolü başarının en temel parçasıdır.

0 yorum

cocugumveben.com

http://www.cocugumveben.com/da güncel haber kısmında "Okul Öncesi Dönem Beslenmesi" adlı yazıma ulaşabilirsiniz.

0 yorum

UYARI

Bu blogun içeriği sadece bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup, herhangibir tıbbi teşhis ve tedavi özelliği taşımaz.

UYARI

Yazılarımın içeriğinin değiştilerek ya da değiştirilmeden izinsiz yayınlanamayacağını ya da alıntı yapılamayacağını ve bu uyarıyı dikkate almayanlar için hukuki işlemlerin yapılacağını önemle bildiririm.