DİKKAT

DİKKAT

26 Şubat 2009 Perşembe

Krep Sarmalar

26 Şubat 2009 Perşembe
6 kişilik

*Sağlıklı Karbonhidrat ** Düşük yağ

Malzemeler


Krep için:

2 su bardağı light süt

1 su bardağı tam tahıllı un

1 adet yumurta

1 çay kaşığının ucu ile tuz (yaklaşık 1 gram)

6 çay kaşığı sıvı yağ (pişirmek için kanola yağını öneririm)

İçi için:

3 top brokoli

6 adet Brüksel lahanası

1 küçük boy kuru soğan

1 tatlı kaşığı sıvı yağ (pişirmek için kanola yağını öneririm)

1 tatlı kaşığı domates salçası

Yapılışı:

Krep:

2 su bardağı light sütün içine 1 adet yumurtayı kırın ve iyice karıştırın. Başka bir kaba unu ve tuzu koyun ve elinizle hafif karıştırın ve bunların üzerine süt yumurta karışını dökerek mikserle iyice karıştırın.

Bir krep tavasına her bir krep hamuru için 1 çay kaşığı sıvı yağ koyarak toplam 6 adet olacak krepleri pişirin.

İçi:

Brüksel lahanalarını ve brokolileri az suda haşlayın. Haşlanma işleminden sonra brokolileri ve lahanları küçük parçalar halinde doğrayın.

1 tatlı kaşığı sıvı yağ ile birlikte ince ince kıyılmış soğanı pembeleşinceye kadar kavurun daha sonra 1 tatlı kaşığı domates salçası ekleyerek 1-2 dakika daha kavurun. Daha sonra haşlanmış ve doğranmış brokoli ve lahanaları ekleyip 2-3 dakika daha kavurun.

Kreplerin içlerine hazırladığınız içlerden koyarak servis yapın.

Ara öğünler için 1 adet eğer ana öğünde kullanmak istiyorsanız 2 adet tüketebilirsiniz.

Besin değerleri (1 krep sarma için):

Kalori: 126 kal Yağ: 4,9 g Kalsiyum: 111 mg

Protein: 6 g Lif: 2 g Fosfor: 124 mg

Karbonhidrat: 14, 1 g Vitamin C: 37 mg

0 yorum

25 Şubat 2009 Çarşamba

Meyveli Muffin

25 Şubat 2009 Çarşamba

18 küçük muffin

Malzemeler

1 su bardağı beyaz un

1 su bardağı tam tahıllı un

3/4 su bardağı şeker (bunun yerine 1 ölçek stevia)

2 çay kaşığı kabartma tozu

2 çay kaşığı tarçın

¼ çay kaşığı tuz

3 adet çırpılmış yumurta

1/3 su bardağı sıvı yağ

1/3 su bardağı elma suyu

2 çay kaşığı vanilya

1 adet kabuğu ile doğranmış elma (küpler halinde)

2 yemek kaşığı kuru kırmızı üzüm

4 yemek kaşığı rendelenmiş havuç

2 tatlı kaşığı dövülmüş ceviz içi

Yapılışı

Bir kapta unları, kabartma tozunu, şekeri, tarçını ve tuzu hafifçe karıştırın.

Başka bir kapta çırpılmış yumurtaları, yağı, elma suyunu ve vanilyayı karıştırın ve daha sonra içerisine elmaları, üzümleri ve havuçları ekleyin. Son olarak ise üzerine un karışımını ekleyip kıvama gelinceye kadar mikser ile çırpın.

Muffin kaplarının 2/3 ünü dolduracak şekilde kaşık yardımı ile koyduğunuz karışımın üzerlerine birde dövülmüş ceviz koyun ve önceden 200 derecede ısıtılmış fırında 35 dakika pişirin.

Afiyet olsun.

** İçerisinde stevia kullandığınızda Kalorisi 132' ye düşmektedir.

Besin Değerleri (1 muffin için):

Kalori: 170 kal Lif: 2 g

Prtotein: 3 g Potasyum: 140 mg

Karbonhidrat: 25 g Kalsiyum: 17 mg

Yağ: 7 g


4 yorum

19 Şubat 2009 Perşembe

Besinleri Nasıl Saklamalıyız?

19 Şubat 2009 Perşembe
Besinlerin tüketmek kadar aldıktan tüketinceye kadar nasıl sağlıklı şekilde onları saklayacağımızı da bilmek oldukça önemli.

Besinleri saklamada iki amacımız vardır.

1) Besinlerdeki kirlenmeyi önlemek

2) Besinlerde bulunan bakterilerin gelişmesini engellemek

Besinleri depolarken veya saklarken ısı ve nem kontrolü oldukça önemli. Çabuk bozulan yiyecekler mutlaka 4 °C ve altında saklamalıdır çünkü bu besinlerin üzerlerinde bulunan bakteriler 5 °C ve 60 °C arasında çok kolay üreyebilmektedirler.

Sıcaklık kuralının uygulanması gerekli olmayan yiyecekler de var. Bunlar;

Un, şeker, tuz

Buğday, pirinç ve diğer tahıllar

Kuru fasulye ve nohut

Açılmamış konserveler

Sıvı yağlar

Kahvaltılık tahıl gevrekleri

Kuru besinlerinizi kuru, serin, duvardan ve yerden uzak yerlerde saklayınız. (duvar ve yer ile temas bakteri üremesini arttırabilir, neme sebep olabilir)

Besin güvenliği için önemli dereceler

-18 °C ve altı : Dondurma. Bu dereceler arasında bakteri üremesi olmaz ama çoğu da ölmez. Besinleri dondurmak için uygun sıcaklık aralığıdır.

-18- 0 °C : Bu sıcaklıkta bakterilerin tamamı ölmez ama üremede olmaz.

1- 4 °C : Bu sıcaklık aralığı buzdolabındaki sıcaklık aralığıdır. Besinler kısa dönemler içerisinde taze tutulurlar ve bu sıcaklık aralığında çok az miktarda bakteri üremesi olur.

5- 60 °C : Besinlerdeki bakterilerin çok hızlı şekilde ürediği sıcaklık aralığıdır.

60- 74 °C : Besinlerin içlerinin ısınmaya başladığı aralıktır. Bakteriler 4- 60 °C aralığı gibi hızlı üremezler ama tamamen de ölmezler.

75- 100 °C : Pişirme sıcaklığıdır. Bir çok hastalık yapıcı zararlı bakteri bu sıcaklık aralığında birkaç dakikada ölürler.

Dondurucuda Saklama

Besinleri – 18 °C ve altındaki derecelerde saklayın.

Don yanığına karşı bütün besinleri paketleyin.

Mutlaka dondurucuya koyduğunuz tarihi üzerine yazın.

Dondurucudan çıkardığınız besini kesinlikle oda sıcaklığında çözdürmeyin. Çünkü oda sıcaklığında besinin dış yüzeyi içinden daha önce 5 °C nin üstüne ulaşacağı için bakteri üremesi meydana gelir. Besinleri mutlaka ya buzdolabının en üst rafında veya mikrodalga fırında çözdürün.

Bazı Besinleri Saklama Sıcaklıkları

Çiğ sebze ve meyve 4-7 °C

Yumurta 3-4 °C

Süt ve krema 2-4 °C

Tavuk ve kırmızı et 0-2 °C

Balık ve deniz ürünleri -1- 1 °C


3 yorum

13 Şubat 2009 Cuma

I love your BLOG

13 Şubat 2009 Cuma
ferulago cum beni seçmiş beğenmiş ona burdan teşekkürlerimi sunarken bende kendi ödülümü veriyim dedim.

1) Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek
2) Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek.
3) Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

şartları altında 1. şartı yerine getirdikten sonra geldi 2. şarta.

İşte sevdiklerim;

merçmeda dünyası : sözlük yazarı arkadaşlarım seviyorummmmmmmmmm onları.

yansıma ve yanılsama : tesadüfler üzerinde daha önce tanıştığımızı farkettik. blogunu okurken ruhunuz dinleniyor. tıpkı yoga yapar gibi...

moda trenden in : blog yazarılığına başlama sebebim olan blog. melis hanımın tv deki bir röportajı ile adım attım :)

kedili mutfaklar: oya ablacımın içten yazıları ve güzel tariflerini ilgi ile takipteyim.

haydins: bana olan yardımlarını özellikle sinir krizi geçirmek üzere iken şu language kısmını nasıl yapacağımı söylemesi, blogunu seviyordum ama daha da bir sevmeye başladım dememin sebebi. ayrıca blogun yeni düzeni süper olmuş :)

ferulago: tepede de verdim ama ben bu blogu seviyorum. seviyorum, seviyorum.

güzelsen trenden in: güzel fikirler veren bir blog. kozmetik ile ilgili tavsiyeler bu blogda :)

işte benim sevdiklerim şimdi de geldi herkese haber vermeye sizi seviyorummmmmmmmm!

5 yorum

9 Şubat 2009 Pazartesi

Maydanoz

9 Şubat 2009 Pazartesi
Salatalarımızın, poğaça ve böreklerimizin peynir ile vazgeçilmez lezzeti. Onu sadece üzerine limon sıkarak bile yiyebiliriz.

Maydanoz!

Akdeniz ülkeleri ve Avrupa’ya özgü olan bu yeşil yapraklı bitki aslında toprağınız humus açısından zengin, nemli, iyi süzülmüş ve gölgelik bir alanda ise dünyanın her köşesinde yetişebilir.

Eski Yunanlılar, maydanozu bir ölüm sembolü olarak görürlermiş ve cenaze törenlerinde kullanırlarmış. Bu sebeple de Yunan askerler savaşa gitmede önce maydanoza dokunmaktan çekinirlermiş.

Romalılar ise ziyafetlerde şarap kokusunu alıp nefesi tazelemesi için maydanoz yerlermiş.

Orta çağ döneminde Avrupalılar, yeri değiştirildiği takdirde yıkıma neden olacağından emin oldukları bu bitkiyi şeytanın imzası olarak görürlermiş.

Çok uzun yıllardır hatta bin yıllardır ilaç olarak kullanılan maydanozun tohumlarında pek çok uçucu yağ mevcuttur. Maydanozun temel maddesi olan apiol ün ateş ve titremeler karşı etkili olduğu bilinmektedir. İkincil maddesi olan miristisin in ise apiol ile birleşerek idrar söktürücü etkisi vardır. A, C ve E vitamini yönünden zengin bir bitkidir. Maydanozun ayrıca karaciğer üzerinde oldukça etkili olduğu ve karaciğerin toksin atımını kolaylaştırır. Hamilelik döneminde ise bu bitkiyi tüketirken dikkatli olmak gereklidir. Özellikle düşük riski olan bayanların daha çok dikkat etmesi gerekmektir. Çünkü düşük riskini arttırıcı özelliği vardır. Diş eti problemleri, halsizlik, egzama, gut ve böbrek taşı gibi rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

100 gramı için:

Enerji: 44 kal Protein: 3,6 g Yağ: 0,6 g

Karbonhidrat: 8,5 g Kalsiyum: 203 mg Fosfor: 63 mg C vitamini: 172 mg


6 yorum

Kuşburnu: C vitamini Deposu

Gülburnu, itburnu, gülelması ve şillan bunların hepsi kuşburnuna farklı kültürlerin verdiği isimler. Asya ve İran kökenli olan bu bitki, özellikle ılıman iklimli yerleri sever ve ülkemizde de yetişmektedir.

Romalı Plinius, bu bitkinin kökü ile kuduz bir köpek tarafından ısırılan birinin iyileştirilebileceği inancından dolayı bu bitkiye itburnu demiştir. Bitkin yağının ise bazı kültürlerde kısırlığı iyileştirebileceği inancı varmış. Romalılar Bacchus adına gerçekleştirdikleri bayramlarında şarabın etkisini hafifleteceğine inandıkları için kuşburnu kolyeleri takarlarmış.

En büyük özelliklerinden biri C vitamini yönünden en zengin bitki olmasıdır. Ortalama bir insanın günlük alması gereken C vitamini miktarı 60-70 mg iken, kuşburnu 100 gramında 450 mg C vitamini içermektedir.

Genellikle bağışıklık sistemini güçlendirmek için nezle, grip ve idrar yolları enfeksiyonları gibi hastalıkları tedavisinde kullanılır. Çinliler ise meyvesini ve yapraklarını barsak ve rahim ile ilgili rahatsızlıklarda kullanmışlardır.

Kaynak: Bazı bölümler National Geographic’ten alınmıştır.


2 yorum

6 Şubat 2009 Cuma

Kalsiyum ve Zayıflama

6 Şubat 2009 Cuma
Yapılan çalışmalar oldukça yeni yani son 1o yıllık desem yeridir. Kalsiyum ve süt ürünü tüketiminin özellikle Zemel ve grubu tarafından araştırıldığı, ilk kez ise Mc Carron tarafından 1984 de tesadüfi şekilde (hipertansiyon ile ilgli çalışma esnasında) bulunduğu bildirilmektedir. Son zamanlarda da hızla obezite vaka sayısının artışı ile çalışmalar hız kazanmıştır.

Tamam kalsiyumun zayıflamaya katkısı var ama nasıl?

Fazlaca karışık biyokimyasal tepkimeler, hormonlar işin içine girmekte en iyisi o konuya hiç girmeyelim. Siz sadece şunu bilin normal düzeyde tükettiğiniz günlük diyetiniz + kalsiyum genelde işe yaramamış. Hatta normal beden kütle indeksine (BKI) sahip kişilerde de etkisi olmamış.

BKI: vücut ağırlığı / boyun metre karesi

20-24,9 normal 25-29,9 hafif şişman 30- üstü obez

Uzman kontrolünde yapılan kısıtlı bir diyet + süt ürünleri hem yağ doku kaybında (özellikle karın bölgesi yağlarında) hem de kas oluşumunda etkili imiş.

Ancak bu süt ürünlerinin light olması şart. Çünkü yağlı sütlerde sütün içerisindeki yağ kalsiyumu bağlayarak kullanırlığını engellemektedir.

Sadece kalsiyum tableti kullanmakta pek etkili olmamış. Süt ürünü şart deniyor yani.

Peki ne kadar tüketelim?

Açıkçası yapılan çalışmalarda 800 mg ve üstü tüketimde etkili olduğu bildirilmekte.

Ortalama 1 su bardağı (200 mg) inek sütü ve yoğurdunda = 240 mg kalsiyum bulunmakta.

Bu oran keçi sütü için= 300 mg olmakta.

100 gram yağsız bir peynirde = 96 mg kalsiyum bulunmakta.

İnsanın günlük kalsiyum ihtiyacı ise 1000-1200 mg.

Hesaplayın bakalım günlük ihityacını kadar tüketiyor musunuz?

Amma her çalışmada olduğu gibi bu çalışmalarında karşıtları var. Yani süt ve ürünleri ile kalsiyumun aslında böyle bir etkisi olmadığını söyleyen çalışmalar.

Süt ve ürünlerini günde 3 porsiyon tüketmenizi öneririm. Kemik sağlığı, diş sağlığı, barsak florası ve metabolizmanız için.

2 yorum

4 Şubat 2009 Çarşamba

Kalsiyum ve Ayrılık

4 Şubat 2009 Çarşamba
Uzun bir ayrılık yaşadım blogumdan bana göre. Nedeni ise tezim. Ama tezimin giriş kısmını için makale çevirirken ve metni yazarken oldukça ilginç şeyler öğrendim. Kalsiyumun yağ yakımına katkısı olur mu? Süt ürünlerimi yoksa dışardan ek olarak aldığımız kalsiyum mu? Süt ürünleri yoksa yağ yakımına faydalı mı? Toparlar toparlamaz anlatacaklarım olacaklar.

3 yorum

30 Ocak 2009 Cuma

Püf Püf

30 Ocak 2009 Cuma

Çok mu canınız tatlı istedi. Halbuki tatlı hakkınızı da daha 5 dakika önce yediniz değil mi? O zaman sıkı durun çünkü çok iyi test edilip onaylanmış bir öneri geliyor!

Şalgam!

Şalgam hafif tatlı tadı ile tatlı isteğinizi kesme de birebir :)

100 gramı 30 kalori olan bu sebze de yok yok! Kalsiyum, fosfor, potasyum, C vitamini bulunan mineraller ve vitamin. Ayrıca lif içeriğide oldukça yüksek :)

Ortalama bir adeti 150 gram olan bu sebzeyi tüm tatlı severlere öneririm.

100 gram için Besin Öğesi miktarları:

Enerji: 30 kal Protein: 1 g Yağ: 0,2 g Karbonhidrat: 6,6 g
Kalsiyum: 38 mg Fosfor: 30 mg Potasyum: 268 mg C vitamini: 36 mg

3 yorum

9 Ocak 2009 Cuma

Akşamdan Kalmak: Dünya Ne Yapıyor?

9 Ocak 2009 Cuma
Yaklaşık 4 senden beri devamlı okuduğum bir dergi “National Geographic”. Coğrafya ile bilime de yer ayırması beni daha da çok çekmiştir bu dergiye. Aslında sayısız güzellikle okuduğum bölüm var ama bu ayki sayısında ilgimi oldukça çeken değişik bir konuya yer vermiş. “Akşamdan kalmalar neler yiyerek açılıyor.”

İçki var olduğundan beri insanlar kendilerini oldukça zor frenlemişlerdir. Tüketilen aşırı miktardaki alkol birkaç saat sonra huzursuzluk, baş dönmesi, mide bulantısı, baş ağrısı gibi sonuçlar ile kendini göstermektedir. Tıbben bu durumu engelleyecek herhangi bir ilaç benim bildiğim yok. Doktorlar ise genelde aspirin, vitamin ve su diyorlar (tabiki bu ertesi sabaha yapılması gereken bir şey).

Ama dünyanın dört bir yanı farklı farklı yöntemler ile buna çare arıyorlar. Bakalım hangi ülke akşamdan kalma için neler kullanıyor.

Türkiye: Bu bütün Türkiye’de bilinir, İŞKEMBE ÇORBASI. Çorbacılar sabaha kadar açık olur. Alkol aldıktan sonra özellikle bol sarımsaklı sirkeli işkembe çorbası içilmeden eve gidilmez.

İtalya: Aslında çokta garip bir şey kullanmıyor İtalyanlar, KAHVE. İçerisindeki kafeinin beyni uyarıcı ve dikkati toplayıcı etkisini kullandıklarını düşünmekteyiz.

Çin: Asya’da genelde kullanılan hatta özellikle Çin’de yaygın olan, genişçe tarlaları olan, YEŞİL ÇAY. Çin’de alkol aldıktan sonra koyu yeşil çayın tercih edilmesi, içerisindeki güçlü antioksidan ve kafeinden kaynaklandığını düşünmekteyim.

Hollanda: Biranın ülkelerinden biri Hollanda. Bu ülkede çivi çiviyi söker anlayışı hakimmiş ki akşamdan kalma durumu için BİRA geçerli. Ben pek anlam veremedim amma bir bildikleri vardır elbet.

Meksika: Meksika deyince akla bol baharatlı ve acılı yemekler gelir. Ama sakın aklınıza acı biber gelmesin çünkü olanlar KARİDESİ tercih ediyorlar.

Danimarka: Alkol diüretiktir. Su atımı arttırır ve sizi susatır. Sodyum ve potasyum dengeleri (kandaki elektrolite dengeleri) değişir. Şimdi bunu neden anlattın demeyin. Çünkü Danimarka’da TUZ tercih ediliyor. Belki elektrolit dengelerini sağlamak için belki su kaybına karşılık daha çok su tükettirmek için belki de dünyanın en tuzlu denizi olan Batlık Deniz’i kenarında olduğu için, kim bilir!

Almanya: Almanya çok ilginç bir besin kullanıyor bunun için, RİNGA BALIĞI TURŞUSU. Ben her ne kadar anlam veremesem de şunu hatırlatmadan geçmeyeyim. Ringa balığı oldukça yağlı ve bundan kaynaklı omega-3 bakımından oldukça zengin bir balıktır.

A.B.D: DOMATES SUYU ve YUMURTA. Domates suyunun içerisindeki C vitamini yumurtanın içerisindeki demirin emilimini arttırır. Birde Amerika’da akşamdan kalmaları ayıltır.

Japonya-Polonya: İki ülkede birbirlerine yakın besinler kullanıyorlar. Biri ERİK TURŞUSU diğeri TURŞU SUYU (sırası ile). İkisi de oldukça tuzlu oldukların Danimarka ile aynı durum nedeni ile kullandıklarını düşünmekteyim.

Rusya: Rusya diğer ülkelerden farklı bir yöntem izliyor. Ne yiyiyor ne de içiyor, sadece kırbaçlıyor! Rusya’da akşamdan kalanlar saunada YAPRAKLI HUŞ AĞACI DALLARI ile kırbaçlanıp toksinlerinden arınıyormuş. Ringa balığı turşusunu tercih ederim J


5 yorum

2 Ocak 2009 Cuma

Selülit: Portakal Kabuğu ile Başımız Belada!

2 Ocak 2009 Cuma
Kadınların yarısından çoğunda görülen en yaygın problemlerden biri selülittir. Oluşmasını önlemek veya geciktirmek için ergenlik çağından itibaren dikkat edilmesi gerekmektedir. Eğer hala sizde de oluşmadı ise bu asla oluşmayacağı anlamına gelmez.


Selülitte bağ dokular arasında sıkışan yağ hücrelerinin dolaşım bozukluğu ile beraber meydana gelen ödem ile beraber oluşturduğu portakal kabuğu görünümdür. Kas dokusunu azlığı bun bağlantılı olarak gevşek bağ dokusu, alınan fazla kilolar ve dolaşım bozukluğundan kaynaklı vücutta su tutulumu başlıca nedenleridir.

Selülitte tedaviye erken evrede başlamak oldukça önemlidir. İlerlenmiş selülitin tedavisi oldukça güçtür. Henüz yüzeyde herhangi bir portakala kabuğu görünüm yok ancak elinizle sıktığınızda görünüyor ise selülitin 1. evresi başlamış demektir.

Genellikle basen ve bacak bölgesinde oluştuğu gibi bazı bayanlarda karın ve kollarda da görülebilmektedir.

Hareketsiz yaşam, fast food, stres ve cildine yeterli özeni göstermeyen kişilerde daha yaygın olarak görülmetedir.

Selülitin Sebepleri

Genetik: Kas yapısı ve cilt dokusu kişilerin genetik özelliklerine dayalıdır. Özellikle kızlar annelerine bu özellikleri ile benzerlik gösterirler. Kas ve bağ dokusu zayıf olan kadınlarda selülit daha sık görülür.

Fazla kilo: Cilt altındaki yağ hücreleri ne kadar çok yağ depolar ise selülit oluşma riski o kadar fazladır.

Beslenme: Özellikle yağ ve karbonhidrattan zengin beslenme vücuttaki yağ deposunu arttırdığı için selülit bir problem olarak karşımıza çıkar.

Durgun yaşam: Hareketsizlik kasların zayıflaması ile beraber yağdan daha fazla doku kazanımına neden olur. Selülit her ikisinin de bir sonucu olarak oluşur.

Sigara: Kılcal kan damarlarının daralmasına ve cilt altında fazla sıvı birikerek ödem oluşmasına neden olur. Portakal kabuğu görünüm böylece oluşur.

Hormon ilaçları: Hormon ilaçlarının steroid yapısından dolayı selülit oluşumuna neden olduğu söylenmektedir. Ama henüz kesin bir yanıt bulunmamıştır.

Selülit tedavisinde diyet tek başına etkili değildir. Sadece oluşumu ve ilerlemesinin engellemesinde etkilidir.

Selülitti engellemek/korunmak için yapılabilecekler:

Şeker ve şeker içeren içecek-yiyecek tüketimini azaltın.

Tuz tüketiminiz günde 1 çay kaşığını geçmesin.

Yağlı besinleri tüketmemeye çalışın, sınırlandırın. Light ürünleri tercih edin.

Kompleks karbonhidratlar olan lifli besinlerin, özellikle sebze ve meyve tüketiminizi arttırın. Koyu sarı, kırmızı (Karpuz, domates, kayısı, mango, kırmızı portakal:Likopen), siyah (üzüm:resveratrol gibi antioksidanlar ile dolaşım sistemimize OPC’s desteği, kan akışını hızlandırır)sebze ve meyvelere öncelik verin. Meyveleri yemekten en az iki saat sonra tüketin.

Kafein tüketimini azaltın. (Fazla tüketim durumunda: günlük 1 tatlı kaşığı kahve ve 2 fincan çay ile sınırlandırın)

Bol miktarda su için. (Günlük 2 veya 2,5 litre)

Alkol kullanıyor iseniz sınırlayın. Unutmayın alkolün 1 gramı 7 kaloriye eşit.

Düzenli olarak egzersiz yapın. (Özellikle basen ve bacak gölgesi için) Kas oluşumunu arttırarak cilt altı su toplanmasını azaltabilirsiniz.

Düzenli olarak masaj yaptırın. Masaj kan dolaşımını hızlandırarak portakal kabuğu görünümün azalmasına yardımcı olmaktadır.

İpuçları:

** Selülitten korunmada çinko, bakır, selenyum, C vitamini, E vitamini, bazı amino asitler etkili olabilmektedir.

** Ananas selülit oluşumunu engelleyebilen bir meyvedir. İçerisindeki bromelin adlı enzim ile bu işlevini geçekleştirir.


3 yorum

UYARI

Bu blogun içeriği sadece bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup, herhangibir tıbbi teşhis ve tedavi özelliği taşımaz.

UYARI

Yazılarımın içeriğinin değiştilerek ya da değiştirilmeden izinsiz yayınlanamayacağını ya da alıntı yapılamayacağını ve bu uyarıyı dikkate almayanlar için hukuki işlemlerin yapılacağını önemle bildiririm.