DİKKAT

DİKKAT

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Nohut mu Leblebi mi?

25 Mayıs 2009 Pazartesi
Sevgili Burcu Hanım'ın sorusundan yola çıkarak geniş bir şekilde ele almak istedim bu konuyu.

Biliyoruz veya bilmiyoruz ama kurubaklagiller fakirin eti olarak tabir edilir. Bu da içeriklerindeki protein miktarının ete yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Etin 30 gramında ortalama 6 gram kadar protein var iken kurubaklagillerin 25 gramında ortalama 4 gram protein vardır. Oldukça yakın miktarlardaki protein içerikleri onları özellikle vejeteryanların daha çok tercih ettiği bir besin haline getirir.

Biliyoruz ki leblebide nohutun kavrulmuş hali. Peki leblebi kavrulmuş olduğu için protein değeri kaybı oluyor mu?

Çok az miktarda olmak kaydı ile evet!

Nohutun 20 gramında 4,6 gram protein var iken leblebinin 20 gramında 4 gram protein vardır.

Unutmayın: 1 avuç leblebi (20 gram)= 1 dilim ekmeğe eşit.

Yani leblebiyi hala tercihler arasında tutabilirsiniz.

4 yorum

22 Mayıs 2009 Cuma

Böğürtlenli Soğuk Çay Tarçın ve Zencefil ile Birlikte

22 Mayıs 2009 Cuma
** Düşük Sodyum

6 kişilik

Malzemeler
6 su bardağı su
12 adet böğürtlenli çay poşeti
8 adet çubuk tarçın
1 çorba kaşığı rendelenmiş zencefil
1 su bardağı şekersiz kızılcık suyu
Buz
1 yemek kaşığı esmer şeker veya 2 tatlı kaşığı tatlandırıcı

Yapılışı
Büyük bir kapta 6 su bardağı suyu ısıtın (kaynamasın). Ocaktan suyu alın ve içerisine böğürtlen çayı poşetlerini, tarçın çubuklarını ve zencefili ekleyin kabın üstünü kapatın ve 15 dakika demlendirin.

Daha sonra içerisinden poşetleri ve çubukları çıkarın ve kızılcık suyunu ve tatlandırıcı veya esmer şekeri ekleyin ve karıştırın. İyice soğuyuncaya kadar buzdolabında bekletin.

Servis için, içerisine buz üstüne bir yaprak taze nane ve yanında tarçın çubuğunu tercih edebilirsiniz.

Kalori: 30 kal.

** İçerisine 1 yemek kaşığı şeker eklerseniz 43 kalori olacaktır.

1 yorum

Diyet Listesi

Çok sık karşılaşıyorum Google'a diyet listesi diyerek benim bloguma girenlerle. Çok uzun kalmıyorlar ama, çünkü liste yok. Bu benim prensibim kesinlikle diyet listesi vermedim şu zamana kadar blogumda şimdiden sonra da vermeye pek niyetim yok. Çünkü diyetin kişisel farklılıkları olduğunu ve kişiye özel olması gerektiğini öğrendim ben okulda ve bunu iş hayatımda da pekiştirdim.

Ama her zaman sorularınıza açığım. Bana mail adresimden veya yorumlardan ulaşabilirsiniz.

Şu zamana kadar bana soru sorupta cevaplayamadıklarım varsa en kısa sürede cevaplıyacağım tez stresime verin ve beni affedin lütfen.

Tekrar sölüyorum diyet tıpkı parmak izi gibi kişiye özeldir ve mutlaka eğer kilo almak, vermek, herhangi bir rahatsızlığınız nedeni ile diyet yapmak istiyorsanız mutlaka yüzyüze birebir bir diyetisyene (mutlaka diyetisyen diplomasının olmasına dikkat edin) gidiniz.

1 yorum

21 Mayıs 2009 Perşembe

Bilimsel Çalışma: Yarım su bardağı Şarap Erkelerin Ömrünü Uzatır mı?

21 Mayıs 2009 Perşembe

Epidomiyoloji ve Halk Sağlığı Bülten’inde 30 Nisan 2009’da yayımlanan bir çalışmanın sonucuna göre her gün yarım su bardağı içilen şarap erkeklerin ömrünü 5 yıla kadar uzatabilmektedir. Fakat bunun tam olarak belirtilebilmesi için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsünden M.T. Streppel ve arkadaşları, düşük düzeydeki alkolün kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskini azalttığını fakat bu koruyucu etkinin içeceğin türüne ait bir özellikten kaynaklanıp kaynaklanmadığının henüz netleşmediğini belirtmişlerdir.

Çalışma 1900 ile 1920 yılları arasında doğam 1373 erkek birey üzerinde 1960-2000 yılları arasında yapılmıştır. Çalışmada kişilerin uzun dönemde alkol ve akollü içecek tüketim durumlarının kardiyovasküler ölüm ve yaşam kalitelerine etkisi araştırılmıştır. Az miktarda alkol tüketimi çalışmada 20g/gün’nün altında olarak belirtilmiştir. Bireylerin alkolü şarap, bira ve saf alkol olarak tükettikleri hesaplanmıştır.

Hiç alkol tüketmeyenlere göre, uzun dönemde az miktarda alkol tüketen kişilerde damar, kalp-damar ve toplam ölüm düzeyleri daha düşük bulunmuştur.

Yine, uzun dönemde 1 su bardağının yarısı kadar günlük olarak şarap tüketenlerde hiç alkol tüketmeyenlere göre kroner kalp hastalığı, kalp-damar ölümü ve toplam ölüm düzeylerinin daha az olduğu belirtilmiştir.

Araştırmacılar bu sonuçların net olmadığını ve bununla ilgili daha fazla çalışmanın yapılması gerektiğini araştırmanın sonunda yinelemişledir.

kaynak: J Epidemiol Community Health. April 30, 2009.

0 yorum

Her Mutlaka 1 su bardağı SÜT

Süt, canlının büyümesi ve gelişmesi için başta gelen besinlerden biridir. İnsanın tüm yaşamında önemli yeri olan süt, yeterli ve dengeli beslenme için gerekli olan hayvansal kaynaklı protein, yağ, laktoz ile vitamin ve mineral maddeleri tam ve yeterli oranda içerir. Sütün beslenme değerinin yüksekliği yanında, vücut fonksiyonlarını düzenleyen, gelişmesini sağlayan, kemik ve diş oluşumunda önemli rolü olan temel bir gıda maddesidir.

İnsanoğlu, çeşitli memeli hayvanların kendi yavrularını büyütmek için ürettikleri sütten yararlanmayı çok eski çağlarda öğrenmişlerdir. M.Ö. 8000 yılına ait, Anadolu’da tapınak duvarlarında, evcilleştirilmiş, taşıma, süt ve et temini maksadıyla kullanılan sığırları gösteren çizimlere rastlanmıştır. İnsanoğlu, 5000 yıldan beri süt içiyor. Bu konudaki ilk kanıtlar Dicle ve Fırat ırmakları arasında kurulan Sümer Uygarlığı'nın Ur kentinde bulunmuştur. Bir yaşam mucizesi diye nitelenebilecek kadar büyük besin değerine sahip olan sütün, insan yaşamındaki yeri insanlık tarihi kadar eskidir. M.Ö 26.Yüzyıl'a ait Babil kabartmalarında süt ve süt kesiği temalarının işlendiğini görülmüştür. Yine M.Ö. 8. Yüzyıl'da Homer'in yazılarında süt, süt kesiği ve peynirle ilgili anlatımlara rastlanmıştır. İncil'de de İbrahim Peygamber'in üç meleğe tatlı ve ekşi süt sunduğu anlatılmıştır.

Türkiye’de kişi başına ortalama yılda 113 kg kadar süt ve ürünleri tüketilmesine karşın, hanehalkı besin tüketimi araştırmaları yıllık tüketimin kişi başına 65 kg civarında olduğu göstermektedir. Bu miktar, İsrail’de 150 kg, İtalya’da 184 kg ve Hollanda’da 574 kg kadardır.

Bileşim öğelerinin miktarı hayvanın cinsine, mevsimlere ve beslenme şekline göre değişiklik gösterir. Sütün ortalama %87,3’ü su, %3,5’i yağ, %3,4’ü protein, %5’i karbonhidrat ve %0,7’si kül (mineral)’dür.

Süt proteinleri, kazein ve whey proteinleridir.

Süt karbonhidratı ise laktozdur.

Sütün yaklaşık üçte ikisi doymuş, kalanı doymamış yağ asitlerinden oluşur. Süt yağı azaldıkça yağda eriyen vitamin içeriği de azalmaktadır.

Zenginleştirilmemiş sütte D ve K vitamini oldukça azdır. Süt, suda eriyen vitaminleri de içermektedir. Özellikle B12 vitamini için çok iyi bir kaynaktır. Emilimi artıran folat bağlayıcı proteinler ve whey proteini içermesinden dolayı folat açısından iyi bir kaynak kabul edilmektedir. Süt kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum, çinko gibi mineraller için iyi bir kaynaktır. Ancak demir içeriği ve demir biyoyararlılığı düşük olan süt, çocukluk döneminde demir gereksinimine önemli bir katkı sağlayamamaktadır.

Sağlıklı beslenme kurallarına ve besin piramidine göre günde 3-4 porsiyon süt ve ürünleri tüketimi önerilmektedir. Çoğunluklar yemeklerde yoğurt olarak tüketilen 2 porsiyonu mutlaka günde 1-2 su bardağı süt içerek 3 veya 4 porsiyona tamamlayınız. Hem böylelikle belki süt içmeyen çocuklarınıza da örnek olup onlara sütü sevdirebilirsiniz.

kaynak: Beslenme- Ayşe Baysal
Wikipedia- tarih ile ilgili bölümler

0 yorum

Anne Sütü: Mutlaka!

Anne yeni doğan bebeğin normal gelişmesini sağlayacak besin öğeleri gereksinmesinin tamamını karşılayan, ilk 6 ay tek başına yeterli olan en doğal besindir.

İnek sütüne ve hazır mamalara göre sindirimi çok daha kolaydır.

Çünkü anne sütü bebekte henüz oluşmamış sindirime yardımcı olan enzimleri (lipaz, amilaz gibi) içerir. Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli mineralleri içererek (çinko, demir gibi) emilimlerini kolaylaştırır.

Ağız sütü denilen kolostrum koyu sarı renkte olup bebek doğduktan sonraki ilk 5 gün boyunca salgılanır ve bebeğin dış ortama daha rahat uyum sağlaması için daha fazla vitamin (özellikle A, D ve B12 vitaminleri), mineral (özelikle çinko) ve protein içerir. Mutlaka bebeklerin ilk 5 gün bu sütü almaları sağlanmalıdır. Böylelikle enfeksiyonlarda daha iyi korunurlar.

Daha sonra geçiş sütü ve mature süt olmak üzere devam eder.Anne sütünde bebeğin büyümesinde çok önemli olan madde (linoleik asit-yağ türevi) inek sütünden 8 kat daha fazladır. Yağ (linoleik asit) bebeklerin özellikle beyin gelişimi ve sinir sistemi için oldukça önemlidir. Protein ve mineral yükü inek sütüne göre daha azdır. Fakat anne sütündeki bu miktarlar, bebeğin böbreklerine fazladan yük bindirmez ve bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Özellikle anne sütüne özgü bir aminoasit (taurin) içerir. Bu aminoasit bebeğin beyin ve göz gelişiminde etkilidir.

Anne sütündeki antikorlar (özellikle immunoglobulinler) bebeği hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler ishal, öksürük, nezle ve diğer sık görülen bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanır ve bağışıklık sistemleri daha güçlü olur.

Anne sütündeki laktoz miktarı inek sütüne göre yüksektir. Laktoz kalsiyumun emilimini arttırır, bağırsakta vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar. Bebeğin hem bağışıklı sisteminin hem de kemiklerinin gelişmesinde katkıda bulunur.

Özellikle A ve C vitamini, çinko, sodyum miktarı anne sütünde inek sütüne göre daha fazladır.

En önemlisi ise anne sütü hem hazır hem de sterildir. Bebeğiniz istediği zaman ulaşabilir ve sizin sütünüz sizin bebeğinizin ihtiyaçlarına göredir. Bebeğinize özeldir.

1 yorum

21 Mayıs Dünya Süt Gününüz Kutlu Olsun!

Bugün 21 Mayıs Dünya Süt Günü. Doğduğumuz andan itibaren hayatımızda olan bir besin süt. Hem karnımızı doyurdu hem büyüme ve gelişmemizi sağladı hem de bağışıklık sistemimizi güçlendirdi.

Teşekkürler süt!

Öncelikle günün anlam ve önemine uygun olarak ilk sütümüz olan ANNE SÜTÜ nden daha sonra ise SÜTÜN İÇERİĞİ VE TARİHÇESİ nden bahsetmek istiyorum.

Tekrar Süt Gününüzü Kutlar BOL SÜTLÜ ve Sağlıklı Yıllar dilerim.

1 yorum

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Radyo İmaj: Yaza Hazırlık

20 Mayıs 2009 Çarşamba
Bugün 14.30'da Radyo İmaj'da Yaza Doğru Beslenerek Nasıl Daha Sağlıklı ve Zinde Gireriz konusu ile bilgiler vereceğim. Canlı yayın bağlantısı ile sorularınızı yanıtlayacağım.

Radyo İmaj Ankara'da Fm 91,6 da.

3 yorum

28 Nisan 2009 Salı

Tatlı: Mutluluk Kaynağı mı?

28 Nisan 2009 Salı
Hava yağmurlu ve kasvetli. Ne işiniz var ne de bir sevgiliniz. Televizyonda da iç karartıcı haberler. Ne yaparsınız?

a) Oturup halinize ağlarsınız.
b) Kitap okuyup kafanızı dağıtırsınız.
c) Hem mutfağa koşup buzdolabının önüne kurulur ve 1 kavanoz nutellayı yersiniz.

Eğer cevabınız C ise yanlış yoldasınız demektir.

Sadece kadınlara özgü gibi bir durum gibi gözükse de tatlı yeme isteği her yaştan ve cinsiyetten insanda olabilecek olağan bir durumdur. Nedeni ise her zamanki gibi HORMONLARIMIZ!

Genelde çoğu şeyi genetiğe veya hormonlara bağlarız ama bu durum gerçektende hormonal bir durum ve kaynakları ise SERETONİN ve ENDORFİN adlı iki nörotransmitter (beyindeki sinyalleri ileten kimyasallar) maddedir.

Seretonin

Seretonin salınımında kendimizi huzurlu ve dingin ayrıca tok hissederiz. Bazı zayıflama ilaçlarının seretonin salınımı uyarıcı etkileride bulunmaktadır.

Seretonin düzeyinin düşüşü ise depresyona ve açlık krizlerine neden olabilmektedir.

Karbonhidrattan zengin besinler tüketildiğinde triptofan adlı aminoasit konsantrasyonu artar ve bu da seretonin salımını uyarır. Böylece kendimizi stresten arınmış, huzurlu ve tok hissederiz. Yani stresli durumlarda karbonhidrattan zengin besinlere yönelmemiz bir tesadüf değil!

Ayırca kadınlarda PMS denilen regli öncesi dönemde artan tatlı yeme ihtiyacı da bundan kaynaklamaktadır. Bu dönemde östrojen düzeyi düşerek progsteron düzeyi yükselir buda seretonin azalmasına neden olmaktadır.

Endorfin

Endorfin en çok bilinen adı mutluluk hormonudur. Ayrıca doğal bir uyku ilacıdır ve ağrıların azalmasına yardımcı olur.

Bazı araştırmalar endorfinin, yağ ve şeker içeriği yüksek besinlerde tüketildiğinde daha fazla salındığını belirtmiştir.

Mevsimsel değişikliklerin ruh halinde değişiklikler yarattığı bir gerçek. Özellikle kış aylarında yine kadınların oldukça yaşadıkları kilo alma durumu da yine güneş ışığının azalması ile seretonin düzeyinin düşüşünden kaynaklı karbonhidrata yönelmeden kaynaklanmaktadır.

Seretonin ve endorfin düzeylerinin düşüşüne bağlı tatlı besin tüketimi aslında kısır bir döngüdür. Genelde tercih edilen karbonhidrat çeşidi basit karbonhidrat (şeker gibi içerisinde lif olmayan) türevleri olduğu için kan şekerinde ani yükselme ve insülin salınımı ile kan şekerinde düşüş ve bunun ardından yine nörotransmitterlerde azalma ile şekerli besin tüketimi şeklinde devam eder.

** Unutulmaması gereken basit karbonhidratların kan şekerinde ani yükselme ile birlikte pankreastan insülin salınımı uyardıklarıdır. Ne kadar hızla yükselirse o kadar da hızla düşerler ve açlık hissi ortaya çıkar.

Siz siz olun beyninizin “ Evet o tatlıyı ye! Yede mutlu olalım!” sözüne inanmayın.

3 yorum

16 Nisan 2009 Perşembe

Bebeğin Hafta Hafta Gelişimi

16 Nisan 2009 Perşembe
Embriyonun ilk haftası
Hücre bölünmeleri başlar.

2-8. haftalar
Fetüs 2,5 cm, 1 gram.
Dokuların farklılaşmaları hızlanır.
6. haftadan itibaren plesental değişiklikler başlar.

8-12. haftalar
Sinir sistemi ve dolaşım sistemi çalışmaya başlar.
Safra salgılanır.

12. haftanın sonunda
Fetüs 7-9 cm, 30 gram.
Cinsiyet belirginleşir.
Kemik iliğinden kan yapımı başlar.
Solunum başlar.
Troid çalışır.

3-6. ayda
Fetüs 18-27 cm, 330 gram.
Büyüme hızlanır.
Kalp atışları, beyin hücresi fonksiyonları gelişir.

6. ayda
Fetüs 28-34 cm, 600 gram.
Deri altı yağ dokusu (kahverengi yağ dokusu) artar.

7. ayda
Fetüs 35-38 cm, 1 kg.

8. ayda- 9. ayda
Fetüs 42-45 cm, 1600-2000 gram. (8. ay)
Fetüs 49-51 cm, 3000-3500 gram. (9. ay)
Hayati organlar (karaciğer, böbrek, mide gibi) gelişir.

1 yorum

Hamilelikte Metabolizmada Meydana Gelen Değişimler

Kardiyovasküler değişiklikler: Kan hacmi artışına bağlı olarak hemoglobin değerinde azalma. Dinlenme halinde solunum sayısı artar ve buna bağlı olarak da bazal metabolizma hızı artar.

Sindirim sistemindeki değişiklikler:
Bulantı, kusma, kabızlık gibi problemler yaşana bilir. Özellikle progesteron (hormon) artışı kabızlığa neden olabilir.

Üriner sistemde değişiklikler:
Rahmin baskısı ile mesane kapasitesi düşer ve sık idrara çıkma durumu meydana gelebilir.

Hormonal değişiklikler:
Troid bezinin büyümesi ve solunumun artmasına bağlı olarak oksijen gereksinimi artar bazal metabolik hız % 25 artar. Prolaktin, progesteron, kortizol gibi hormonların artışına bağlı olarak insülin hormonuna ihtiyaç artar ve gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti) meydana gelebilir.

Metabolizmalardan özellikle protein metabolizmasında farklılıklar oluşur. Gebeliğin 6. ayından sonra fetus (bebek) daha hızlı büyümeye ve protein gereksimi de artmaya başlar. Anne yeteri kadar protein almazsa fetus gelişmek için olan protein ihityacınız depodan kullanır ve annede protein kaynağı olan dokuların yıkımı artar. Proteinin yetersiz alınması ile bozulan oran ve bununla birlikte hücre içi ve dışı sıvılarda oluşan dengesizlik nedeni ile ödem görülmeye başlar. Ödemin ardından genelliklede hipertansiyon görülmektedir.

0 yorum

UYARI

Bu blogun içeriği sadece bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup, herhangibir tıbbi teşhis ve tedavi özelliği taşımaz.

UYARI

Yazılarımın içeriğinin değiştilerek ya da değiştirilmeden izinsiz yayınlanamayacağını ya da alıntı yapılamayacağını ve bu uyarıyı dikkate almayanlar için hukuki işlemlerin yapılacağını önemle bildiririm.